|
(O)
*
o(ğh.uz.(am
:
er.(ış).okh))’un göksel nitelikli oğh-ğhu,“o
kuz uzam deniz oku ulu akıl ana(nın) dişi / er adılı şık şu(ğ)ur / aşk ışık
şoku(nun) uğu oltu (uğultu)’sunu oku”
buyruğu & bayrağındaki
ob.al * at.ob @ ob.al; Atob / Obal; am.okh.
ob.al.okh * obal ~ oval ok, balık; su yerinde yaşar / us (akıl) sakıpı, ok gibi fırlayıp hızla akar, oval ok biçimli akuğu (aqua) canlısı; Bkz: us-su / is : (y(ay).ış.or : am.okh / akh : oğh-ğhu : ob.al.okh-khu ob-bu : (u)z.am+an * Açıklama düzenleniyor; güncel tr. bazan; eng. sometimes, now & then; on & off ob-bu : (u)z.at / ut.ng * 1. o ob-bu (değirmi / yumru nesneyi; obu & at+obu ~ topu) bu ob-bun (at+obun) uz.(oğh). nga (uzağına) atıp, tutun; uza+atın; zıt (at / tut)+ung > zıttın, zat+en; zıt; 2. ob-bu : (ña / nga) : zıt ~ obuzıt * ona buna zıt olan kişi, nesne ya durum > lat. oppositus; eur. opposite, in opposit+ion; ar. zıdd. ob-bu : (u)z.at / ut.ng : (am).in.at : cin.er * “bin at” deyince binmez,“in at” deyince inmez; ona buna zıt söz eden ya da iş yapan in+atçı er; m ~ b dönüşümü yile (b)+inat+cin ~ binatçı # inatçı er > eng. ob.st.in+at+e(r) / +cy; abuse / +d; ar. zat / +an; biz+zat, şahs+an; “o yumru boğazıñızdan uz.at.ötü (zıttı) uz {okh} tutuñ, kuz oğuz öğüt ötüñ (kon uçung) –DT” anlamında ob.(oğh).uz : üt ! ötüng > abuzettin sözünden zaman içinde kişi adılına dönüşümüyle “Abuzettin Bey” > tr. argo. züppe / azgın erkek (H. Aktunç, B.A.S.); ar. özad. Abu İzz-ed-din; Bkz: sz.et.ür.ük ob.or * altın para, varlığı / bereketi bol olan yer & obur olan er; abartı; jeol. bor+(on) / borik / borax gibi değerli madenler; “iç ebim+nda ob.or oltu ap.ol”, günümüzdeki deyişle “cebim içindeki para, oldu pul”; r ~ l dönü-şümü & adıl eki yile gr. oboloV , obol+os, Atina para birimi; ob.or ~ ob.ar : iş.ör.öt (ar. işaret) imi: “o var; onu bul; ona var...”; Bkz: ap.or.ış; ob.or.iç; ob.or.oğh-ğhu; ob.or.oğh.uz ▼
ob.or.(al) : am.okh * 1. o var, o burada, onu bul, ona / oraya
var {olmak eylemini yapan & gösteren}, altın para & bal tutmak {işlemini yerine
getiren} obur (dur durak bilmeyen) canlı organ; “obor alam obor alamok yalam
–DT”,
güncel deyişle “para alan / bal tutan parmak yalar”; dönerek okh-khu’ma
yilen eylem kipi, parmak+ lamak; ger ~ eng. finger; b ~ p &
r ~ l dönüşümü, am
ob.or.iç ~ borç * karşılıksız alınan & genellikle geri verilmeden iç edilen, altın, gümüş, kağıt gibi para, mal varlığı ya da yardım, “oboriç batorung okorobuçu”, güncel dilimizde “borç yiğidin kamçısıdır”; “aldı oboriç, oldu riç” > eng. rich, zengin, varsıl. ob.or : oğh-ğhu * oborlu / paralı, varsıl, barakaları bol olan, uğurak yer; ünsüz r ~ l dönüşümüyle tr. boruğ ~ bolu(ğ); Bolu, Geli+bolu, Safran+bolu; > eur. borough; bourg ~ borg / burg, brugge; ünsüz g ~ c / ç dönüşümüyle tr. burc > ar. burç; Bkz: eb.er : oğh-ğhu ob.or.oğh.uz * o altın paralı, varsıl, barakaları bol olan, obur oğhuz kişi; ökör.nomu : öt.er.im-mi (ekonomi terimi): “ob.or.oğh.uz : ap.at.er+on ~ obur ağız & para göz patron”; Avrupa’da soylularla köylüler arasındaki orta sınıfı oluşturan, varlıklı mal-mülk & burc sakıpı / tutucu kentliler; anamalcı (kapitalist) kesim > fr ~ eng. bourg+eois(+e / +ie); özüm öz Gök*köG : et.ür.ük.iç-çe’mizin kök imlerinden oluşan bu söz sonradan 19. yüzyılda “burjuva, burjuvazi” olarak dilimize geri dönmüştür; ger. groß-bürger; Bkz: ob.or; ob.or.iç; ob.or.oğh-ğhu ▲ ob.or : ot.(ış) ~ oburot * o bol ateşli obur (taş) tozu / tuzu; ateşli y(ay).or.okh (silâh)’larla am.er : im-mi (mermi / top güllesi) atmak & kayaları parçalamak gibi işlerde kullanılan patlayıcı madde, barut > fars. barud; ob.ot.oru > b ~ p dönüşümüyle fr. poudre; eng. powder (toz) ~ gunpowder, any of various explosive powders used to propel projectiles from guns, especially a black mixture of potassium nitrate, charcoal, and sulfur. ob.ot+an : (ür).ük * o / bu derli, toplu ot+lar ürükü (ırkı); bot+ük ~ bitik & bitki topluluğu > gr. botanikos ~ lat. botanicus ~ eur. botanique; botanic+al; ar. nebat+ î, nebat+at; Bkz: iç.gin; ot.or.(am) : ob.(at.ng) ob.y(ay).or.am * kut oğh.uz : khan.(am)’ın oğhuzer güzel, kuz kuzu, kıt kız’larına üçe bölünmüş bir altın yay <ıl(&)an> üç gümüş (boz) ok! ▼ vererek buyurduğu o bay buyruk ▼ sonucu o bay ay’ı / değirmi yay’ı / kaba oba’yı / zengin ova’yı bu bay ay’dan / değirmi yay’dan / kaba oba’dan / zengin ova’dan ayıran altın ok / orak / yarık (hendek) / yarak (savut / silâh) yı(&)la+an gerçekleşen o boy bayrak olgusunun kutsanması & kutlanması eylemi; töre+en (törelerin) toyu / şöleni; Bkz: ob.y(a)y.or.oğh ▼
ob.y(ay).or.oğh ~ ob.y(ay).or.okh * bayrak & buyruk sözünün öt.(er).im : eb.il. iğh-ğhi (ötim (terim) biligi > gr ~ eur. etymologia) kökeni; 1. o bay ay’ı / değirmi yay’ı / kaba oba’yı / zengin ova’yı bu bay ay’dan / değirmi yay’dan / kaba oba’dan / zengin ova’dan ayıran, bu ayrımı bel+er+leyen or (altın) ok / orak / yarık (hendek) / yarak (savut / silâh); r ~ l dönüşümüyle yaylak oluk & baylık ~ beylik; Kanuni Sultan Süleyman’ın “yarak’lı eşkiyalar” ılan ilgili emri için Bkz: yay.er.okh; 2. ayırımı yapılan işlemin is.im.öge (isim / imge / simge / öge)’si olan o boy bayrak altında toplanmış olan uyruk (topluluk); altın (y)ay+ur.toz > ultoz / ıldız ~ yıldız boy’unun / soy’unun öt.im.(öz).oğh-ğhu (tamğhu ~ damga’sı) & uyruk olma bilincinin bayrak’lar eşliğinden kutlandığı ob.y(ay).or.am ~ bayram ▲; ar. al’em (damga, nişan, bayrak); y(ay).or.oğh imlerinden r ~ l dönüşümüyle y(ay).ol.oğh & y-u-f olsun yay-u-fi yapana! dönüşümü sonucu > eng. flag (origin unknown –AHD); 3. o bay buyruk * o kut oğh.uz : khan.(am)’ın, or.okh-khu.ng (orkhun ~ runikh ~ khor’an) imleriyle daha kapsamlı bir biçimde adının açılımı b.ğh.a : t.r.kh.n : ğh.z : kh.n olarak belirtilen, yerine göre de değişik biçimlerde okunabilen obuğa / abağa oturan ot.or.kan’lı bağatur boğa tarkan oğhuz han(ım)’ın oğhuzer güzel, kuz kuzu, kıt kız’larına –kaç bin yıllar ve yer yüzündeki savaşlar sonrası ata erkilleştirilmiş biçiminde dile getirildiği üzere oğul’larına– üçe bölünmüş bir altın yay <ıl(&)an> üç gümüş (boz) ok! vererek buyurduğu buyruk’ta oğh.uz : am.okh : öğh.öt.üng.ü (kozmik enerji eylemi için Gök*köG Ana Öğütü); gr. horizõn (kuklos), limiting (circle), horizon, from present participle of horizein, to limit, from horos, boundary]; ►“Selçuklu sultanları, göğüslerinde bir yay ve üç okla dolaşırdı. Bu üç ok, onlara, ataları Hunlardan kalan simgeydi –Yüksek, Özcan, Hakikatçi, Doğan Kitap, İst. 2008, s. 202”; Bkz: [ Bayrak & Buyruk ]; oğh.uz : am & oğh : uz.am; [ Türk’ün Simgesi ]
oğh ~ okh * 1. ok, (savut / pusat / yarak /
silâh); gen / can soy & boy, kabile; çocuk, elçi;
►“Türkler,
yüzük deliğinden ok geçirecek kadar nişancıydılar.
oğh.am * og·ham ~ og·am biçiminde, bir Keltik ~ Selçik tanrısının adı olan Ogma’dan Eski İrlandaca ogom > İrlanda Galcesi ogham: 1.a. Beşinci yüzyıldan yedinci yüzyılın ilk yıllarına dek Eski İrlanda dilini yazmakta kullanılan, genellikle anıtsal taşların kenarlarında ünlüleri çentiklerle ve ünsüzleri çizgilerle gösteren bir yazı biçimi; b. Bu abecede kullanılan bir harf; 2.a. ogham abecesinde yazılmış bir yazıt; b. ogham abecesiyle yazılı bir taş (AHD); Bkz: oğh.uz.am (oğh).aramî ya da (oğh).ar(am)î * her ikisi de Gök*köG Bitşik imleriyle yazılan am.er.oğh @ oğh.er.am (okor, sığır / sürü, kara can(lar))’dan türemiştir; ters imlere “haram, harim / harem; haramî, harab & garib” benzeri anlamlar yüklenmiş; (oğh)aramî > aramî m ~ b dönüşümü ile (ğh)arabî) > arabî ve aynı kökten gelen hamî olmuştur; ayrıca “ağham > acem; acamî (top(ar)la(n)masını, am / yer açmasını bilmez, amaçsız acemi; cami+siz; gamlı” gibi yabanlık nitelemesi için kullanılmıştır; batı dillerindeyse arian (aryan, arî) biçimine girer; buna karşıt # am.er.oğh ~ am.er.okh (merak(lı) dişi+er ereği, uğur+işi; uğur+aşı, sevmek erki; sevgili (amrak)) anlamına geldiği gibi, kutsal ana, baba ve gög+ok (cüc(er)+ök & Oğhuz Khan(am)’ ın kızlarına buyurduğu üç gümüş / boz ok, uç.üç.ok (uçuçuk üç ok > cücük & çocuk) üç.er.am.ingi (üçlemini) simgeler; ar. teslis; eng. trinity. oğh-ğhu * tr. son ek. uğu ~ uğ; Bkz: ğhu oğh-ğhu : iç-çe * öt.ür.ük (öten & kon uçan türü) ırkların dilinde gök-küğü okuma uğu, ğhu’ca / (o)ğh.u(z) : öt.ili, “ghu! ghu! okh-khu!” içindeki G!k hece birimi; hece > aramî ~ arabî kökenli bir sözcük sanılır; ar. heca; eur. syllab(l)e, silbe; öt.ür.ük türü ırklardan gög.ap : okh-khu+uç-çu (gugupka kuşu) “ghu+ghukh-kha!”diye gökün ış.am : ma.is-si.ün(g)ü (ışıma süngüsünün üng’ünü) okur kuş > eng. singing a song in may; ış.am : ma+ebi / ebe+öt > ar. sema+vî /+vat; ar.& fars. şems-î+iy-ye; “Koehler, Lorenz, Craig ve Thorpe gibi davranış bilimcilerin hepsi, kuş ötüşünün ilerlemiş biçimlerindeki ses arılığının, ‘yaratıcılığın’ ve doğaçlamanın, ‘hem müzik, hem de konuşma yolunda atılan ilk adımlar’ sayılması gerektiğinde anlaşmaktadırlar. –Koestler, Arthur; The Act of Creation, Arkana Penguin, London 1964, s. 492”; Bkz: Gök*köG : oğh-ğhu.iç-çe; [ oğh.uç : öt.ür.ük.iç-çe ] çizim / graphic (oğh)-ğhu.(e)b(e).er+gin * “ğhu-ğhu” diye ötüp, kon.(ver-ses).uç’up, konuşan & haber veren can > ğhubercin ~ güvercin / ~ haberci(n); buna karşın ğhu+ber > haber sözcüğü türkçe sözlüklerde “arabça bir isim” olarak tanımlanmaktadır; fr. colombe / pigeonne; eng. dove / pidgeon; it. piccione; rus. gólup; ger. taube; ar. hamama; Bkz: [ ebe : er.gin ]; ğhubercin; [ oğh.uç : öt.ür.ük.iç-çe]; öt.il : gin; guş oğh-ğhu.öt : ne.ğhu.(u)z ~ ğhöt : ne ğhuz * Açıklama düzenleniyor; oğh.ış ~ oğh.uş > guş * ğh ~ kh dönüşümüyle kuş; kuş dili; kuş gibi ötüş ~ hoş dil; fars. gû, söyleyici, söyleyen, “nâdire-gû, dilcan”; Bkz: guş oğh / okh.(uz).am @ am.(uz).okh / oğh ~ mazuğho * o ulu gök uzam okuması karşılığında geriye gönderilmesi gereken yanıt, üretilen bilinçli dışavurum; 1. yitik tr. mazugo ~ mızıka > ar. musiki > lat. musica ~ it. i musichi; fr. musique ~ eng. music / music+ian; ar. mûsiki ~ meşk / mâşuk; ışık ~ aşık olunan kişi için uğraşmak / müzik yapmak; mızıkçılık yapmak; mızmız & müziç (sıkıcı, bıktırıcı) olmak; 2. yitik tr. mazuğ ~ mızağ > ar. mizah; gr. cioumor, hioymor; eur. humor ~ umore; “izahı olmayan şeylerin mizahı olur –Aziz Nesin”; Bkz: ış.oğh.(uz : am).or oğh.or ~ ogur * 1. uğur, uğur(lu) / ulu olma; kamusal bolluk / bereket; debret ~ devlet, (DLT. I, 53); bu durumda olmak; uğur, uğur(lu) / ulu olma öngörüsünü bildiren kut kişi, uğurlayıcı kam / şaman; falcı, bakıcı; ar. kahin; lat ~ eng. augur, i. One of a group of ancient Roman religious officials who foretold events by observing and interpreting signs and omens. ii. A seer or prophet; a soothsayer (AHD); 2. bir yere uğramak, olay uz.am & uz.am+an’ında, sırasında & yerinde olmak, uğurla(n)mak (DLT. I, 33; II, 68; III, 55, 317); 3. kutlu, uğurlu, hayırlı oğul sakıpı olmak; arıların “oğul vererek” yeni yuva kurması; oğh.or # sz.oğh.or * uğur # uğur+suz > tr. deyiş “ıvır zıvır”; Bkz: ış.am+an; ış.oğh.or oğh.or : ökh.ül : ot.or.am * oğhor ~ ogur ökül [ > gr. herkül gibi akıllı] olma durumu; uğurlu / sağlıklı / toplu (küllî) düşün & üretim & yaşam ilkesi; bu ilkelere sakıp olan oguş (boy)’ların akıllı oturumu (yerleşimi); akıl tarımı & akıllı tarım uğur işi / uğraşı > agri+cultura; lat. cultus ~ cultura; kültür; Bkz: ök.ül : öt.ür.ük-kü (oğh).öğh : ing.oğh. (uz.am) * oğhuz’un gökten (uzam / uzam+an’dan) indirdiği o gök ingek ~ iñek / inik ~ enik > eur. dillerinde genug ~ enug > enough!; gong & zing! biçimlerini kazanmıştır; Bkz: am.(y(ay) : oğh.uz+on oğh.ök * O, yüce yaratan / ulu yaratıcı’nın; tengri’nin; Allah’ın; o kut ulu tümel akıl & ana anlayışın (ar. ~ osm. akl-ı küllî; eng. divine reason) kendini yığdığı, biriktirdiği al(ma : am).la+an (yaratış / yaratılış & varoluş alanı); tr. gök, mavi & Gök, Tengri; “her ulus kurulurken Gök Teñri bir altın ışık biçiminde yer yüzüne inerek o ulusu kendi ruhunun soluğu ve ışığının dölleyici gücüyle kutlu kılardı – Gökalp, Ziya, Türkçülüğün Esasları; İnkilâp & Aka, İst. 1978, s.151”; hung. ég & gyökér (gök & kök); Bkz: G!k ; [ oğh ]; Bkz: ış.am : (ma) > ar. semâ; ış.oğh : (y(ay).er > eng. sky, etc. oğh.uç * ağuç ~ avuç; elin iç yanı, oğ(uştur)mak ~ov(uştur)mak; Bkz: el.nda / il.nda oğh.uç.at * (gök) çatlatan ulu üç koç at; Bkz: oğh.uç.at
oğh.us ~ oğh.uz * 1. o oğh ~ okh (ulu akıl) & oğh ~ okh’un (ulu akılın) uz(antı)’ları; okh.us ~ ak(h)s > i. bir nesnenin çevresinde döndüğü (ya da döneceği varsayılan) düz çizgi, aks; dingil > lat ~ eng. axis; fr. axe (aks); ii. ar. aks ~ akis, ışık / ses yansıması, yangku ~ yankı, “yazmas atım yağmur, yangılmas bilge yangku –Kaşgârlı Mahmut, Divanü Lûgat-it-Türk (1072) III, 379-21, TDK, Ank. 1999.”; 2. oğh.uz ~ tr. kaz > eng. gos ~ goose, “am.öt.er : oğh.us.ng : iş.öt.ür.üngü > eng. mother goose stories”; tr. çoğul oğh.uz+an * guz, guzan ~ kız+an(lar); slav. ghuzz / ghuzzi; ibr - ar. guz; Bkz: gök*oğhan
o(ğh.u)z * ulu us
oğh.(us)’un altın
okh’u ucu yıla yazılan
or.okh-khu.ng
(orkhun / runikh / khor’an)
yazısında tek olarak ya da 4 ön ünlü (a / o / u / ı ) ile kullanılabilen
oğh.uz : am & oğh : uz.am *
oğh.(uz.(am+an)) : ök.eb-be+er * o ulu uz.am / uzam+an oğhus aklı’nın & yaratıcı güc’ün düzeni; gök ana’nın özü ya da ebe eri (er-dişi) kişisinin evrensel niteliği > gr. kosmikos (evrensel), kosmos (düzen & evren); eur. cosmic; ar. ekber, büyük; ekâbir, büyükler / en büyük; Bkz: am.at.er+on & ap.at.er+on
oğh.(uz.ng).am : ma.(ng.uz).oğh : y(ay).eri ~ oğh.am : ma.oğh * 1. o gök oğhuzun kög yerinde uzanıp uzun uzun uyumak yumakı; “uzanınız & uyuyunuz”; Bkz: el.nda / il.nda; tr. gök yumak uğumak, kut(sal) uyku yaygısı > eng. {in / under} sky+{holy} sleep; hint. khali-yugha, yaratılışımızın 4. ve son karanlık çağı, Brahma’nın göz yumması; 2. ğhamağh ~ hamak > İspanyol gemicilerin 16. yy.da Antil adaları & Bahama’daki Arawak halkı Taino’ların amerind. kökenli dilinden aldığı bu sözcük > spanish. hamaca ~ eng. hammock biçimlerine girmiştir. oğh.(uz.am).y(ay) * Açıklama düzenleniyor; uzam / uzaman kavramının kapanması yıla geride kalan oğh.- -.y(ay) damgalarından oya, Nijerya’da Yoruba halkının ana tengriççesi. Kasırgaları denetler, gök gürültüsü tengrisi Şango ile eşleştirilir; Bkz: am.er; am.(y)ay ~ am.ay oğh.(uz.am.(y(ay).er : at.okh.ng).iy-ye.üç-çü / iç-çi * 1. o güzel kuz oğhuz uzam yaratık eratın amay-atok yerine örtünmek için üstüne yayası togası, tokası; içine giyesi tanga’sı, tonu ~ donu; amay-atok üstü takınası süsü, sisi; mayosu; “aa... kralın giyesi miyesi (giysisi miysisi) yokh!..”; 2. iç.(at).toñ.u ~ içtonu * iç giysisi > eski rus. iştony ~ slav. ştany, pantolon; gr. ikton > lat. metatez tunica, tun+ik (O. Süleymenov’dan); Bkz: okh.yay : (at).toñ.u ▼; mang.tongu & kut.toñ : atı oğh.(uz.am.er.ng).(y)ay : a(l.(am : ma).l)a : (okh.ng)+gen / gin / cin / can / yin* okh-yay’ıla(n)mak eylemindeki canın hay huy ulanması; oğh-ğhu ~ huğ.eylem.can ~ h+ey(e).can > ar. heyecan, “şaman göklere doğru ‘uçarken’ uçsuz bucaksız gökyüzünde dolaşan ruhlar ve kuşlar, onun göklere, tanrı katına doğru uçmasına hayran oluyorlar, heyecan’larından karma karışık gürültü çıkarıyorlar –İnan, Abdülkadir, Tarihte ve Bugün Şamanizm, 5. baskı, TTK, Ankara 2000, s. 116”; okh.(y)ay.(okh. or) : am.okh > gök yukarı yakarı okur olmak; ok-yay kırmak; hay (!) okurmak ~ haykırmak; lat. excităre; eng. excite / +ment, excitation, “oh, my god!.. what a fuck!” oğh.uz : at.(am) * 1. o kuza atılı oğhuz atam / adam’ın canı & eylemi tam olanı > lat. Augustus, ilk Roma imparatoru Octavian’a verilen onur adı & yılın 8nci ayı; lat ~ it. gustus ~ gusto; etiz tat ~ ediz beğeni @ ar. zevk, “ağzının tadını biliyor ediz (yüksek) beğeni sakıpı adam –DT”; eur. prop. name Gustave; başka oğh.uz.at türevleri: 1. old eng. g³st (breath, spirit, nefes & ruh) / gost ~ ghost, “Holy Ghost & Our Host”; karş. tr. “hoşt!..” ~ eng. “shoo!..”; 2. eng. ghost, hortlak / hayalet sözcüğünden > ghastly, mid. eng. gastli < gasten, çok korkutmak; gust, ansız esen sert yel; disgust, tiksinti; 3. ger. gast, misafir, “gastarbeiter”; fr. hôte /+sse; 4. ar. guzât, gaziler; 2. oğh.uz.at @ at : uz.oğh * kuza / uzağa atım, tuzak; tuzak kuran oğhuz atam; kuza / uzağa atılan otuz tez ok; old. eng. træppe ~ trap; trapp+er. oğh.uz : can * o ulu akıllı, kuz okuması uzak oğuz can kişi; uz & n imleri ötüm ünglerinin düşmesiyle > tr. oğh.ca ~ hoca, ne yaysız okh (yazık) kim bu sözcüğün kök ini farsça sanılmaktadır; ğh ~ kh dönüşümüyle > tr. koca, 1. kadının eşi; 2. büyük, yaşlı kişi / nesne; fr & eng. hodja / khoja, teacher; Bkz: [ Hoca ]; am.oğh.uz : am oğh.(uz).er : am.ış * tr. hızır & hazır > ar. el-hadr, hızr & hadrâ, yeşil; “kul sıkışmayınca, hızır yetişmez...–halk deyişi”; ►“İşte adı Filiz (yeşil) olan bir adam. Ve o durduğu yerden filizlenecek ve rabbin mabedini yaptıracaktır. Tevrat / Zekeriya 6 : 12 –Tan, Serhat A., Zaman Yolcusu Hızır, Şira Yayınları, İstanbul 2011, s. 175”; oğh.(uz). er > pers. güzer+gâh, geçit; aydınlatan / esin veren kaynak; dönerek okumayla 1. ış.oğh : am.uz.er * ışık kamus & kadüs (sözlük & sağlık) eri bilge; yol gösteren ruh; ozan kişi > masr. (thoth)+moses, yazıcı bilge tengri thoth’un izleyicisi / ardılı; gr. mousa ~ lat. musa; eng. muse, ozan tenri+iç-çe / esin perisi; oğh.ış : uz.er.am * tanrıların ğhu.ber.cin’i (hu diyen haberci güvercini) ~ maya. kutsal quetzal (türkoğuz renkli) kuşu; 2. oğh.(uz).er : {okh}.am.ış * o kuz oğhuz er’in erek(i) erk (erg / energy) ok olan oku / okumuş aklı & o güzel kamış / kalem ~ kelâm; oğh.am.ış ~ khamış * kamış / kalem > gr. kalamos ~ lat. calamus; Bkz: [ Kalem & Levha ]; oğh.am.ış @ ış.oğh.am > eng. shawm, the double-reed wind instrument, forerunner of the modern oboe; Bkz: okh-khu.am : al; bakar okur kuz ış.ım : ış.am+an’ı; tr. körmüs; masr. djeheuty / thoth / nabo; ibran. uhnuh; hint. buddha; fars. hûşeng / hürmüz; üç kez ob.y(ay)+okh büyük ayaklı, yayık bıyıklı, yazar-okur > babil. hermes trismegistos; gr. hermes; lat. mercury; ar. idris, terzi; (uz) & am.ış im’lerinin düşmesiyle tr. oğh.er : okh, {yayı} gerik gök erk (enerji) oku erkek > gr ~ lat ~ eur. (eril) h¶r½s & (dişil) h¶r½in¶; Bkz: (oğh)-ğhu.(e)b(e).er+gin; buyruk ve bayrak oğh.uz.er : at.a(m) * 1. atı & adı güzel o kuz oğhuz er ata(m) kişi; Hazret, Hz.; Dede Korkut Kitabı’nda “adı güzel Muhammet” diye geçer, “Hazret” denmez; aramî ~ arabî dilinde aslı öt.ür.ük.iç-çe olan bu sözcüğü, islam kültürünün yoğun baskısı altında kalan ışaman oğhuz öykücüleri, ne yardan ne de serden olmamak için, çevrimlenmiş biçimiyle“adı görklü ~ adı güzel” olarak söylemek yolunu yeğlediler; 2. uz & am (uzam) tamğhu’ larının düşmesiyle oğh.er : at > eng. great, “Great God!..”; ger. gerate, elat ~ alat / alet; gerade, doğru / düz; groß (gross), büyük; lat ~ fr. grandis ~ grand(e), büyük; Bkz: oğh.uz : am & oğh : uz.am ▲ oğh.(uz).er : ebe * 1. o güzel kuz oğhuz ebe erin yaptığı güzel işler; güzel ebe’nin ev yerindeki güzel eri; oğh.uz.am & oğh.er.ebe ~ hısım & akraba takımı (ne y(ay).sız.okh kim bu sözcükler arabça sanılmaktadır) > lat. referre ~ relatus; eng. re+late ~ relative, someone related to gök : ebe ~ kub : aba > (sky)+eve; 2. anlam obuzıt’lığına uğramış olarak oğh.(uz).er.ebe+sz ~ gerbe+siz > ar. Kerbe+lâ, yani o güzel (gök) ebe’nin okh.er’i (sürüsü & davarı / hısım & akrabası) için kırba (su tulumu) bulunmayan yer; mötüş & matitas’lara konu olan kötü dev erler & dev ebeler > lat ~ fr ~ eng. ogre & ogress, i. A giant or monster in legends and fairy tales that eats human beings. ii. A person who is felt to be particularly cruel, brutish, or hideous; Bkz: gök+ebe; dev erler oğh.uz.er+en * o ulu, kuz oğhuz akıllı & güzel {kız+an} erler, eren(ler); olgunlaşıp kızaran bu kuzu kız erenlerin çağı > ar. haziran ayı; tr. özel ad. zeren > pers. zer, altın; zerîn / zerrîn, altından yapılmış / altın gibi olan nesne; ar. zerre, çok küçük parçacık, töz; eur. proper n. zora / zorach / zoran / zorn; üngsüz z ~ s dönüşümüyle > lat. serinus, dingin, açık, temiz ~ eng. Serene (beyerki nitelemesi), dingin (serin); Bkz: oğh.uz : ür.üng
oğh.uz.er : ök.öl : gin * Açıklama düzenleniyor; Bkz: [ Bayrakta Renk ]
oğh.uz.er : ök.ül.öt.üş * her kilit
işi ötüş etiş, yani okült konuları açıp, küllî (tümel) akılın ateşini akıllıca
kon.uç. ap (konuşup),
“çatışma yı(&)la değişim, evrenin doğal koşullarıdır, herşeyin aslı da
ot.ış’tır (ateştir)” diyen o uzak kuz yerin güzel otuz oğhuz eri;
savlandığının tersine (h)ellen ~ (m)ellen olmayıp, özüm öz
gök : er+en ~ G(r(φ)e)K
oymağının bireyi, Efes’te yaşayan ulu
akıllı aydın bilge; çoğu kez olduğu üzere uz & ot imleri ötüm
ünglerinin kapanmasıyla 1. oğh.er : ök.ül. öt.üş > gr.
Herakleitos ~ lat. / eng. Heraclitus
► “Bilgeliğe
gönül verenler araştırmalı pek çok şeyi.
(oğh.(uz)).ış.am(+an) * (h)ışam @ moşe(h); eski Mszr’da yönetici ış.am+an’(lar)ın adları ardına eklenen moses / mose takısı (tanrı)oğlu, (tanrı)kulu anlamına gelirdi: Thoth+moses, Ra+moses ~ Ramses; Horus+moses ~ Hürmüz / Körmüs gibi; bu bakımdan, gerçek adı tüm söylence, belge ve bitiklerden kazınıp silinerek unut(tur)olmuş, geriye aramî ~ arabîcedeki abd el– (–kulu; abdal) benzeri bir –moşe / –moses / –musa son takısı kalmış olan at.avrat.{okh}’çu yalavaç, atı & adı olmayan bir atsız oğuz ışam+an’dır; “Yaratılış, Çıkış, Çölde Kırk Yıl ve Kenân’ın Fethi gibi tüm bu yaygın Yahudi söylencelerinin türetildiği İbrani yazılarının açıkça ne “Tanrı”nın, ne de Musa adında herhangi bir kimsenin eliyle oluşturulmadığı, amma tümünün eskiden sanıldığından çok daha sonraki çağlara ait değişik zamanlardan ve yazarlardan gelmiş olduğudur. Eski Ahit (Torah)’ın ilk beş kitabı, sadece Ezra’nın döneminden (İ.Ö. dördüncü yüzyıldan) sonra derlenmiş olup, onun biçimlendirilmesin-de kullanılan belgeler de, ancak İ.Ö. dokuzuncu yüzyıldan yaklaşık ikinci yüzyıla dek uzanır. –Campbell, Joseph, The Impact of Science on Myth (1961), Myths to Live by, Penguin Arkana, USA, 1993, pp. 7 – 10”; ► çapraz anlamlar: 1. oğh.ış.am > hoş ışım can > hişam; huş+mend, huşu # akşam; hışım, haşim (haşm+et), haşin; ünsüz ş ~ s dönümüyle hısım # hasım (ne yaysız okh kim bu sözcüklerin çoğu arabça kökenli sanılmaktadır); 2. oğh. (uz.am.er.ng) : ış.y(a)y.er.iç-çi * o kuz oğhuz amer ananın erin içine ışık yayan yiy-yir içik-ki > ibran. (k)hoş+af & khoşeri; tr. oğh.ış-aş > fars. hoşab ~ hoşaf, burada “yuf olsun yay-u-fi yapana!” ilkesindekioğh.uz : ini * 1. bilge insan & kutsal hayvan & değerli nesnelerin korunduğu o kuz oğhuz eren{ler}in hazine ~ hazne ini; kuzine / konak / han yer > ar. dükkân / han; fars. hân, sofra & aşçı dükkanı; old eng. sceoppa, treasure house ~ mid. eng. shoppe ~ shop; uz im-mi’nin düşmesiyle oğh.ini * o kuz oğhuz eren{lerin}ulu Gök*köG ~ cüc : okh’unu (gök guguku erk ok’unu & cücük’ünü & çocuk’unu) alıp, koruyup, oluşturduğu hazine ~ hazne ini; 2. am.y(ay) : oğh.uz.ini * amay (ana)’nın hazine ~ hazne ini; kuzine / konak / han yeri; am im-mi’nin wa / wo im-mi’ne dönüşümü yile y(ay) & uz imleri’nin düşmesi sonucu wa.ğh.ini > lat. v³gºna, sheath (kın / kılıf); am im-mi’nin düşmesi yile y(ay).oğh.uz : ini * dişi yay oğhuz’un / yayık kız er’in yavuz hazine yeri ~ hazne ini; uz im-mi’nin düşmesiyle y(ay).oğh : ini ~ y(ay).ini > hint. yoni, Tantra öğretisinde kadın cinsel örgen’ini çağrıştıran her is.im.öge (isim, imge, simge & öge)’ye verilen at (ad); Bkz: açıl ses’im (im : mi) ile açıl; am.ay; y(ay).oğh oğh.uz : is.okh.er * o ulu aklın / kuz oğhuzun ok sakıpı, akıllı, uyanık eri; oğhuz okçusu er (asker); oklu olan er kişi; “sak er –DLT. I,333-22; I,471-20” > ar. zeker, sik+er; “ne şam’ın şekeri, ne arabın zekeri –osmanlı halk deyişi”; zeker+iyye ~ zakeriya > hebr. Zecharia ~ Zacharias, vaftizci Juhanna’nın babası; eng. hugo’s joker; oğh.uz : is.okh.er ~ kaz-asker > osm. askeri kadı / ordu yargıçı; hitler’in 1930-45 almanya’sındaki faşist is.okh.er’ inin yeri & göğü depreştiren oğh.uz ~ kaz adımlı tören yürüyüşü; eng. military judge; Bkz: is.okh.er ; ot.okh.ng : at.akh.ng; uç.eri oğh.y(ay) ~ okh.y(ay) * 1. ok & yay; 2. er & dişi; 3. oku & yaz; “başım üstüne / buyruğun olur” anlamında tr. hay, hay!..; ön ünlülerin ardıllaşması sonucu “öyle ya / elbette / doğallıkla” anlamında tr. he ya!..; > jap. hay! (evet); eng. ay, adv. variant of aye; –n. an affirmative vote or voter; aye & ay; adv. always, ever; 4. okh.ay ~ okay * yüce kurulda ok / am.uz : or.okh (mızrak) / ob.or.(al) : am.okh (parmak) aya doğru kal durmak, ay durmak & on+ay durmak; on.ay * am.(y)ay ana’nın gebe’lik ür.et.işi & uç.üç.ok (çocuk) olmasını on ay ayında (280 günde / güneşe göre 9 ay 10 günde) on aylama eylemi; “Büyük ay ana {Nijeryalı} kadınların bebek sahibi olması için Ay Kuşu’nu yer yüzüne yollar –Mascetti, M. D., İçimizdeki Tanrıça (çev. Belkıs Çorakçı), D.K., İst. 2000, s. 21”; “Zamanın aya göre (ay takvimi doğrultusunda {bir yılın} onüç ay olarak) ölçülmesi, özellikle Batılı toplumların kullandıkları Gregoryen takviminden daha organik, daha doğru bir zaman ölçümüdür. Oniki aylık Gregoryen takvimi insanları aya ait organik zaman duygusundan koparmak için yaratılmıştır. Bu takvimi yaratanlar ne yaptıklarını çok iyi biliyorlardı. Bu, sizin deyiminizle bir hile, bir desise idi. O, insan bilincini Yerküre’nin Büyük Ana farkındalığından uzaklaştırıp soyut bir şeye bağlamak için kullanılan bir vasıtaydı – Kenyon, Tom & V. Essene, Hathor Bilgileri (çev. Semra Ayanbaşı), Akaşa, İst.1997, s.203; Bkz: onay ~ okay, çizim / graphic ▼; 5. im’lerin yer değiş tokuşu (metatezi) sonucu okh.y(ay) @ y(ay).okh * tr. yah ~ ya, ya!.. > eng. yeah; adv. yes; yea; perhaps from mid. eng.; ayye ~ ay, always; aye+ye, yes; yeah!..; adv. Informal. Yes, [variant of yea.]; mid. eng. ai < old norse ei (AHD); ger. ja, jawohl!..; y(ay) im-mi’nin D im-mi’ne dönüşümü yile > rus. da!..; oğh.y(ay) imlerinden aktarım sonucu okumayla > fr. oui (vıy); 6. okh.y(ay) @ y(ay).okh > tr. yok; eur. no(n) ~ eng. none; ger. nein; y(ay) im-mi’nin yutulmasıyla tr. oğh.a ~ oha!; Bkz: y(ay).oğh ~ y(ay).okh; okh.y(ay) : ör.öt.(im) : ış.nta ▼
okay
* okh.er.am * ok erimi er / dişi can & yer / su ruhları; gr. keramos, çömlekçi çamuru ~ keramikos, kilden / topraktan yapılan; k üngü verilen c im-mi’nin s üngü niteliğini kazanmasıyla > lat. ceramic (seramik); ar. keram+et; kerem / kerim; okh.er.am @ am.er.okh * Bkz: am.er.okh; amay ana; ana tanrıça; Dünya Kadınlar Günü; gök : bitik okh-khu.or : at.is-si * 1. okurun okuma yeri or (altın) atısı (yazısı / belgesi / verisi); dünya kartası ~ haritası > gr. carthV, khartis; lat. charta ~ carta, papirüsten yapılmış kağıt; “Magna Carta”; fr. carte, harita; eng. carto-, card & map; ar. harîta; 2. ış.am+ an (şaman)’ın kut kafatasından yaptığı okuma tası içinde görüp okudukları; “us oroğh eberince yang, oğh öt al kab atissing’den”, güncel deyişle “us (akıl) (d)oruğu soru verince genç, (öğ)üt al(ır) kap(ar) atasından & kafa tasından –DT”; bu öğüt uzun zaman içinde bozunarak “osuruk verince, yan göt al kaba tasından” uygulamasını betimler olmuştur; Bkz: [ okursal ]; id.üng.y(ay) : okh-khu.or : at.is-si
okh-khu : or.ng * 1. (kut us) altın
oku(mayı) okur olun / okuyun > ar. el-Kor’an; bu sözcüğün kaynaklandığı
ileri sürülen aramî ~ arabî dilindeki “kra’a (oku)” buyruk
kipi de bizim okh-khu : or.ng (oku(y)or olun) > k.r.ñ
tamghu kökünden gelir;
►“Oku: Yaratan Rabbinin adına; İnsanı bir döletten
yaratan; Oku: Rabbin en cömert olandır; Kalemle öğreten; Öğreten insana
bilmediğini.–Kur'ân,
Alâk sûresi, 96:1-5”;
okh-khu.(y(ay)) : al.(am : ma).la * o ok & yay / er & dişi / okuma & yayma olgusunun yarat oluş - var oluş - yok oluş ilişkisindeki kut üç.ay.or.uç koşulunu algılamak olgusu; “o ok yıla yayı alalım mı, almayalım mı? / o oku(ma)ya m : im koyalım mı, koymayalım mı? / o ya(zı)yı okuyalım mı, okumayalım mı? / o kuyu (derin) ya(zı)yı yalayalım mı, yalamayalım mı?”; tr. özdeyiş “mürekkep yalamak” > ar. klm, kalem & kelâm / kelime @ malik & melek / meleke (beceri); ►“Tanrı ilk önce kalemi yarattı, ona: Yaz, diye emretti; kalem: Ey Rabbim! Ne yazayım? diye sordu. Tanrı: Kaderi yaz, diye emretti. Kalem o vakitten başlayıp kıyamet kopuncaya kadar olacak her şeyi yazdı –Taberî, Milletler ve Hükümdarlar Tarihi I, M.E.B. Yayınları, İstanbul 1991, s. 37-43”; Bkz: alm; [ Kalem & Levha ]
okh-khu.(uz).am
: al.{(am : ma).la} * 1. o kuz okhuz uzam / yaratan / can /
yaratı’daki (kut us) altın oku(mayı) alımlayıp yarat oluş - var oluş - yok
oluş üç.ay.or.uç koşulunu
algılamak olgusu &
am.al. okh+an’ın
at.am : oğh.(uz).er için
verdiği
al.(ma : am).la buyruğunu / bayrağını uygulamak yetisi; cinsel & tinsel
bakımdan erilesi olgunluk; bilgi, erdem & aktörede (ahlâk’ta) kusursuz oluş;
soyut & somut en ediz (yüksek) değeri tanımlamak; yaratıcı tengri buyruğu
uzam okunu okumak (için) kamal olumu koşulu > ar. kemâl,
kâmil+e; kâmil+en (tümüyle, ek.sik.siz); özad. Kemâl ~
Kâmil / +e; 2.
okh.or : mang.çı ~ khırmanç * 1. kara okorları / kocabaş sürüleri mang ettiren (güden / gezdirip otlatarak besleyen > lat ~ fr. mangiare ~ manger) konar göçer boylar; 2. kara ormanda yaşayan ot.ür.ük : oğh.uç : eri (ot ırkı / türk ağaçeri) oymaklar; örneğin 14. yy.da Anadolu’da soylu olmayan göçerlerce kurulan karakoyunlu / karamanlı devletleri gibi; 3. okh.or : mang.ç(ı) : or.mang ~ ol.mang * deyim. kara okorları güden & kara ormanda yaşayanlar gibi karmakarışık, düzensiz olmak, “Kolay işleri bile karman çorman ettiniz!”; Bkz: et.ür.ük
okh.or.ob.uç * o kara ökörleri / kocabaş sürüleri gütmek için kullanılan, genellikle ince sırımdan kesilip örülmüş, düğümlü, top uçlu / ucu topaçlı meşin kırbaç > eng. whip / kurbash; b ~ v & ç > t dönünüşümü yilen > sp. corbata; it. cravatta ~ fr. cravate < cravache (kırbaç); ger. krawatte; eng. cravat / necktie, bow tie, boyun bağı; kırsal alanda halk arasında “boyunbağı” için boyunduruk benzeri “medeniyet yuları” denmesi de, zaman içinde göynek giyimini süsleme ögesine (kravat’a) dönüşmüş olan bu ürkünç nesnenin (kırbaç’ın), üzerinde uygulandığı bakar ökör sürülerin & yığınların bilinç altında yer etmiş olan özgün işlevinin (evcilleştirme yönteminin) dışa vurumu olmalıdır –DT; ►“Nedir bu yaptığınız ey Skythler? Kendi kölelerimizle dövüşüyoruz. Bizi öldürüyorlar, gittikçe azalıyoruz; biz de onları öldürüyoruz, yarın işlerimizi gördürmek için elimizde köle kalmayacak. Bence oku ve mızrağı bırakalım. Kırbaçlarımızı alalım ve öyle yürüyelim üstlerine. Bizi elde silah gördükçe, kendilerini bizimle bir tutuyorlar… Ama bizim elimizde silah değil, kırbaç görünce kölelerimiz olduklarını anlayacaklar, bunu anlayınca da bize karşı duramayacaklar. –Herodotos, Tarih, çev. Müntekim Ökmen, Türkiye İş Bankası Kültür Yay., XIII basım, İstanbul 2017; s. 294”; ► “Her şey, bu okula manastır disiplininin üstünlüklerini sağlamak üzere hesaplanmıştı ... Klasik meşin kırbaç korkunç görevini onurlu bir biçimde sürdürüyordu –Balzac, Honoré de, Louis Lambert, İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul 2011, s. 12”; Bkz: y(ay).okh. (a(m)) okh.or : okh * o {yaysız / yayı da kırık olan} kara, karık, kırık ok; eng. broken arrow > crack!..; old eng. cracian ~ mid. eng. craken (AHD).
okh.or : (okh-khu).ng.amı ~
ok.or : nomu *
okh.or / oğh.{uz}.or : ot.oğh : (kon).y(ay).er / el : il.iğh-ğhü * 1. okor (sığır/ sürü) yı(&)la uğur otağ kon(ol)an kırlık ortak yeri ve {oğhuz} erlerin yay(ol)an ortak ili / ortaklık ülkesi ~ imece; tr. koy ~ köy (eli); altın otağ ~ altın dağ; 2. (kon).y(ay) @ y(ay) : kon > gr. {o}kh+orion (köy), oikos (ev); tr. kır+(lık) yer > ar. kharya ~ karia; 3. kon.(ot.oğh). y(ay).eri * otağ konma / konak yeri; konye ~ konya > gr. ikonion; lat. iconium; 4. oğh.(–) +il.iğh-ğhü > eur. villaggio, village, –ville; villa (köy evi); fin. kylä; jap. tokio; “id.oğh.or : id.er : eri : id.okh.uz : khon.y(ay).er : ng.nda+n : id.oğh.or : oğh.ob : (id). er+or > doğru der eri dokuz ko(nak) y(erin)den uğursuz kob ederler; uğurlamazlar, kaba kovarlar ‒DT”; burada or.okh-ku.ng (orkhun altın okuma) yazısındaki + (id) ya da X (id) imlerinin kutsama, arttırma, çarpma (çoğaltma) ve olumsuzlama gibi dört işlevinin de bir arada kullanıldığı görülür; Bkz: id.am.at; [ okursal ] okh.yay : (at).toñ.u * ok-yay atan & er-dişi yatan için hayat tongu ~ donu) > gr. khiton ~ eng. chiton (khaytın); sakha tr. tanga (ton ~ don, giysi); ñ ~ ng+eniz (geniz / nasal) üngü düşerek to(n)gu > lat. toga; okh-y(ay) : at+an toñu’ndan > tr. kaytan, kuton & keten (pamuk / keten) ya da ipek ipliklerden yapılan sicim; “yuf olsun y(ay)-u-fi yapana!..” dönüşümü ile > tr. kaftan, genelde ipek, uzun, bolca elbise. Bkz: oğh.(uz.am. (y(ay).er : at.okh.ng).iy-ye.üç-çü / iç-çi ▲; kut.toñ : atı
okh.(y)ay.er
: am.at
okh.y(ay) : ör.öt.(im) : ış.nta
~ okh.y(ay) : ür.et.(am) : iş.nda * 1. im & konu;
okuma & yazma; er & dişi işini ö(ğ)retim ışı(ğı)nda; 2. ok & yay
gibi madde & mal üretim eyleminde / türetim işinde; bin yıldan daha önceleri ►
“Karahanlılar’da
demircilik, ayakkabıcılık, dericilik, cilacılık, boyacılık, döşekçilik,
ok-yay imalatçılığı gibi
elsanatlarının varlığını da, Yusuf Has Hacip’in ve Kaşgarlı Mahmut’un
eserlerinden öğreniyoruz –Perinçek,
Doğu; Bozkurt Efsaneleri ve Gerçek, Kaynak Yay., 5. basım, İstanbul 2003.
s. 59”; tr. kurç temür, çelik
–“Kaşgârlı
Mahmut, DLT (1072) I, 343-11, TDK, Ank. 1999”;
okh.y(ay) : ür.et @ et.ür : y(ay).okh
imleri içinde
okh-khu.y(ay) : id.am : eb.er.oğh-ğhu
* 1. ok-yay / er-dişi / ebe ereği & ev erkeği bireye onay ~ okay everiği
yer; kişiyi ergen & olgun oluşturucu, kut verici am :
eb.er.oğh > ar. ‘mebruk / mübarek’ dam;
► “Oğuz zamanında bir
yiğit ki evlense ok atardı, oku nereye düşse orada gerdek dikerdi
–Ergin, Muharrem, Dede Korkut Kitabı I,
TDK 169, Ankara 1989, s. 29
okh-khu.ng : is.uç.or.at.(y(a)y).er * kedi, cat, chat; khirra; Bkz: am i who? okh uçlu koç başlı oğh uz : kuş(han)+lar * kh.ç/ b/ ş : ğh+n imleriyle yazılıp, döne döne “okuçlu koçbaşlı beş başaklı şık ışık oğh uz okh+an (shogun / şahin) kuş(han)lar” diye okunan kut tanımın anlamını tam çözemeyen eski Mszr / Masr ış.am+on bilge eren(ler)i çareyi uç.iz.im : ög.is-si (ok uç iz iminin çizim im ögesi / simgesi / imgesi)’nin tüm verilerini bir arada yaptırmakta buldular, “sen ış.oğh, men ış.al.oğh : (okh).am.at!..” ya da günümüz diliyle “sen sağ, ben salakh (alık)+mat!..” deyip işi bitirdiler; Bkz: kuşhan renkli foto; y(ay).ış.or : oğh+an : Gö(k*k)öG : üs-sü : or.at. okh-khu : is-si > farağon ~ firavun gök oğhus sürat atok kuşu-sürü koçu sureti yaz & oku göğüs üstü altın süs takısı. Bkz: [ attalos ]; türkuvaz omay * Bkz: am.(y)ay ~ am.ay or * 1. kızıl ıla sarı arası ürüng, bu nitelikteki nen (altın) & canlı ► “or at: donu kırmızı ile sarı arasında bulunan at –DLT. I, 45-7”; > fr. or, altın / altın para / sırma; doré /+e, altın sarısı / yaldız; lat. ornare, bezemek, süslemek; ornamentum, süs, bezek (genelde altınla yapıldığı için); Bkz: or : khan ~ orhan; or : ür.üng ▼ or.bay ~ or.bey * Bkz: or.okh-khu.ng ▼ ordu * Bkz: or.(id+am) / ot.oğh ▼ or.(id+am) / ot.oğh * 1. iduk (kutlu) or (altın) dağ id.or.oğh-ğhu (durak / doruk)’nda dikili or dam’lı ot.oğh (altın dağdaki altın damlı otağ) > ordağ ~ ordu; 2. id+am : id.am.at.oğh : al.(or.ot).ung (yeraltı damıtık) al > or.ot ~ rot / red (tunç / altın) yataklarına (y(ay).or.id.okh > altın yay ıl(&)an oku kırıcı, yarıcı, ortak iy-ye (üye)’lerden oluşan seçkin kolluk topluluğu; 3. (a)m.in : er.ng : (y(ay)) : okh.at.oru, min (bin) erin yay gerip ok atar & at katar yeri > gr. stratoV, stratos; lat. exercitus; eur. horde, armée, army; compaigne, company; ar. geyş; şerik / şirk’et; Bkz: ot.okh.ng : at.akh.ng ▼; (a)m.in : at.eri
or.ng.okh-khu * run+ikh imlerle yazılan yazı > eng. rune,
adj. runic (script): 1.a.
Eski Germen boylarının 3. - 13. yy.lar arasında kullandığı bir takım
abecelerdeki im’lerden herhangi biri; b. bir başka abece’de yer
alan, bazan büyü gücü taşıdığına inanılan benzer bir harf / biçim; 2.
gizemli anlam taşıyan bir şiir ya da söylem parçası; Sözcük kökeninin Eski Nors
ya da Eski İngilizce olduğu sanılmaktadır (!);
or.oğh : uz.am * orgazm; Bkz: y(ay).or.oğh : oğh.uz.(am) or.okh-khu.ng * 1. or (altın) okun / orakın (ucu yıla yayılan / yazılan) okuma; var oluş’un oluk’u & yok oluş’un orak’ı gibi gizemli bilgiler > lat. arcanus; arcana ~ eng. n. arcana & adj. arcane; tr. özel ad. orhan ~ arkın * or (altın) okun / orakın (ucuyla yayılan / yazılan) okumayı & gizemli bilgileri bilip, anlayan or khan; altın kanlı, soylu yönetici; aydın önder & değerli bilge kişi > gr. arkhon, yönetici, önder; lat. ~ eng. archon; or.khan zıttı # (sz).or.khan ~ zor khan; Bkz: (sz).or.bay ~ zor.bey; 2. altın okun ucu & Orkhun im’leri yile yazılan altın (kutlu) okuma; Göktürk / Köktürk abecesi; ►“8. yüzyıl Orhon yazılarında görülen eski Türk dili, bu aşamaya daha önceki dönemlerde oluşmuş bir kelime hazinesi ve mükemmel bir gramerle varmıştır; zira böylesine bir zenginlik iki-üç yüzyıl içinde oluşturulamazdı. Dil, sonraki yüzyıllar içerisinde de değişmemiştir –Süleyman, Olcas, Yazı’nın Dili, çev. A. Acaloğlu, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı, İst. 2001”; or.okh-khu.ng & or.ng.okh-khu > orkhun & run+ikh, kut aydan tartkan (kuday’dan ~ tanrı’dan uzatılan) kut aydın yazı / altın okuma; eur. sacred writing, golden script; the Good Book / Golden Book; Livre d’Or; or.okh-khu.ng : (okh-khu).or / ol.uç * or (altın) okun / orakın (ucuyla yayılan / yazılan) Orkhun yazısını okur oluş; kuluç (üstü örtülü, kilitli & kuluç+ka) konuları okumak; ç > t / s dönüşümüyle > lat. occulere (üstünü örtmek) ~ occultus (gizli / örtülmüş) ~ eur. occult; Bkz: [ Orkhun & Runikh ]; okh-khu : or.ng (khor’an); or.ng.okh-khu (run+ikh). or.ot.oğh * 1. or (altın) ot(lu) (ateşli / or.ot > rot ~ red / kızıl) otağ / oda / odak / dağ; or.otağ ~ ortağ, or khan ▲ (altın han)’ın or tağ (altın dağ)’da {kurulan} or otağı > ortu / ordu; tr. ordi > pol ~ eur. horda ~ horde, kalabalık; sürü; (vuruşta - barışta il, el & güç birliğinde) ortak; 2. bir işlem ya da eylem için önceden tasarlanan & ortaklaşa izlenecek olan uygun yol > eur. rota; route; Bkz: ış.ot.oğh or : ür.üng * gr. portoka’li & ar. burtukal’dan aktarma sonucu çok anlamsız bir adla tanıdığımız altın gibi turuncu renkli ot.or.(am) : ür.üng (tarımsal turunç ürünü); or : ür hecelerinin üp/f.üng : öt.ük evrede daralması & üngsüz g ~ ç dönüşümü sonucu orunç > old it. arancia; old fr ~ mid eng. orange; jap. orenji; ► (alt)+ng : ürüng sözünden n öneki ile > hint. nârengîh ~ pers. nâreng ~ ar. nârenc (narenciye); Bkz: ot.or.(am) : ob.a(m) ▼ ot.am.oğh ~ tamu(ğ) * sıcak, ot(lu) amuğ (ateşli yer) otağı / odası / dağı; tamu; ar. tamah, aç gözlülük & mah+al : la / le, yer / yer+el; “biri yer, biri bakar...” düzenindeki açgözlülerin yeri; ger ~ eng. hölle ~ hell; ibr. gehinn+om; ar ~ osm. cehennem; ot.am.oğh # uç.am.oğh * tr. uçmak; ar. cenne edn ~ osm. cennet # cinnet; Bkz: G(ök).uç.am. okh.ng+ öte; ot.ış / at.aş : oğhan * Bkz: ış.oğh.(uz+am)+an ot.ış * ot+uñ ~ od+uñ (otların & odunların) ot.ut : ış.am-ma, tutuşma / yanma, yanarken ısı ve ışık yayma olgusunu betimleyen kavram > fars. atiş ~ ateş; gr. pur, pura, pir, pira (ateş & ısı) > ger. feuer ~ eng. fire; fr. feu; bu sözcüklerin kökeni için Bkz: ot.ış : üp/f.ür.üng ▼
ot.ış : üp/f.ür.üng
*
1.
ot.ob.oğh.aç * 1. ot yiyen / boğazından ateş kusan
boğa; kutsal Gök Boğa’yı betimleyen nitelik; top ağaç(lık yer) & topuğu açık can
> gr. achilleios (achilleas & Achilles); 2. Boetia (Otboğaç ~ Boğaç
yeri) Kralı
oğh.ök : oğh.uz ~ okhus oğhuz
> sum.
mötüş. Zius+udra >
gr. muthos. Boetia & Ogyges;
“Uygur harfleri ile yazılan
Oğuz Destanı’nın başında da, yaban öküzüne benzer bir resim görüyoruz.
––Ögel,
Bahaeddin,Türk Mitolojisi I,
TTK, 1989, s.
138”;
ayrıca “Dirse Han oğlı Buğaç Han Boyı
––Dede
Korkut Kitabı I; TDK, Ankara 1989”; Bkz:
at.okh.(uz. am :
((id).eb. er).ng) : ini; astro. kuzey yarı küredeki ‘ejder’
yıldız takımı, draco; draconis ~ dragon; ar. tinnin;
3. ot.ob.oğh.aç : ül.iğh-ğhi ~
otboğaç ili * ot yiyen ve boğazından ateş kusan boğa, top ağaç & açık
topuk ülkesi; imlerin yanlış seslendirilmesiyle tawgaç ~
tabgaç ili (Yukarı Çin / Maçin);
“O (Efridun / Feridun), oğlu Tuc’a Türk, Hazar ve Çin
topraklarını verdi. Onlar Çin’e Sinboğa derlerdi –Taberî, Milletler ve Hükümdarlar Tarihi, 3 cilt,
çev. Z. K. Ugan - A. Temir, MEB., İstanbul 1991. s. 283”;
ot.(oğh-ğh)u.yan.ok.okh ~ otu.yanık.ok * ► o(ğh.u)z : (okh-khu)+an (Oğhuz Khan(ım) ğhu’larını okuyan / ozan) bilge otuyanıkok’un kendi bengütaşı üzerinde anlattıklarının başlangıç bölümü, otboğaç : etürük ürükünün / ırkının (dinozorların) yok oluşu ile kendisinin önderlik ettiği ana-uç boyların, am.y(ay) : oğh.uz+on’ların sıcak & yağışlı ana karalara yayılışını betimlemektedir. Çağdaş bilimin 20. yy.da derlediği bazı verilere göre, bu kırış kıyamın & memeli yeni türlerin ortaya çıkış öyküsü ± 65 ~ 50 milyon yıl önce olmuştur; Bkz: eb.il.ige; [ Otuyanıkok ]; [ Himalaya ]; [ Himalayalar ]; [ Kalem & Levha ]
ot.oğh * otağ ~ oda /
ada / dağ; tr. çatak; o otlu (bitek & sıcak) otağ ~ oda / ada / dağ;
ot.oğh @ oğh.ot >
eng. hot, sıcak; hut, küçük ev /
kır evi, kümes > pers. külbe ~ kûlübe ~ gr.
kaluba,
kaliba; hat, başı sıcak tutan otağ
ot.oğh : iç.y(ay).eri ~ otağ içyeri * otağ / oda / dağ içindeki yer; küçük odacık; ot im-mi’nin yitimi yilen u ~ i ünlülerinin kaynaşımı sonucu ğhu : içre ~ ğhüçre > ar. hücre, 1. odacık; canlı organizmaların en küçük yapı taşı; eng. cell, cellular ot.oğh : sz * o otlu (bitek & sıcak) otağı ~ odası; tuğu (bayrağı) / dağı olmayan çorak yer ya da bunların sakıpı olmayan er kişi; amerind > eng. Texas; ot.ağh.sz : ing.ök : cüc.ok : uç.ob.ng > otağsız / dağsız inek {sürülerini güden} Texas çoban çocuğu > eng. cowbow, kovboy; ot.oğh : sz # sz : oğh. ot * soğut(mak) > eng. without {a} hot {place} / no heat; a {poor} hut; Bkz: ış.ot.oğh
ot.oğh : y(ay).eri ~ tağ.(y).eri *
o otlu (bitek & sıcak)
otağ ~ oda; tuğ (bayrağ) / dağ olan yer ya da bunların sakıpı olan
er; ar. tâhir, temiz; ► otağ
{y}erinin dağa
ot.okh.ng : at.akh.ng /
at.akh.ng : okh.at.ng *
ateşli oklar atarken atak at üstünde akınmak (akın etmek) & atla akınırken
(ileriye, yanlara & özellikle geriye doğru) katı ok atmak ustalığı, becerisi &
oyunu; “Türkler, yüzük deliğinden ok geçirecek kadar nişancıydılar.
ot.ol.ng : at.ış / at.ol.ng : ot.ış * Bak: at.ol.ng : ot.ış
ot.or.(am) : ob.a(m) *
oturan boğa obasınca tutulan, oturulan sıcak & otlak yer, am
ot.or.(am) : ob.(ot.ng) / (at.ng) * turp; yere atılıp batan tohumdan tarım tob+otu, tabutu; y(ay).er : (ob).ot.aş > eng. (red) radish; ar. zümre; batn, batinî @ nebat+ î; Bkz: iç.gin ~ iç.cin; ob.ot+an : (ür).ük
ot.or : am.(oğh).uz+on
~
ot.or : abaz+on
*
çoğul on oğhuz boylarından
ingök
id.eb.er+en
ot.or.iz-zi * 1. bir yerde oturup durmakla oluşan sıcaklığın oluşturduğu değişim ya da basıncın bıraktığı iz; oturulan yeri saptama & oraya doğrultma / yönlendirme / yönelme eylemi > lat. addirectiare, doğrultmak; old fr. adresser; mid. eng. adressen ~ address; Bkz: am.okh : at.ob; 2. ot.or.uş : iz-zi * torus (oturan boğa) benzeri ağırlıkla oturup durmuş olma izinin biçimsel niteliğini tanımlayan ad, latince kökenli sanılır > torus, çoğ. tori; i. mimarlık. klasik dönem sütun dibindeki yarım çember kesitli dışbükey kuşak; ii. yinbilim. kabarmış ya da yumrulaşmış bir çıkıntı ya da şişkinlik. iii. bitkibilim. çiçek çanağı. iv. matematik. çemberin oluşturduğu tor(us)+oid ~ toroid (simit) biçiminde yüzey. ot.ür.ük ~ o+t.ür.ük * o türlü ot türü ürükler / uruklar / ırklar; bitki yaratımı; 1. Gök*köG : ot.y(ay) : (ap) : (am). or.oğh : (uz).er.ng : otu > yay yapraklı Gök*köG ot; gök im-mi’nden > gr. pap ile pap+ot.ya(y)) > papatia; ► “papatya” adının grekçe ~ mrekçe olduğunu ileri sürenlerin id.ik-ki.okh : at.ng / id.ik-ki.at : tut.ng (dikkat / attentione / achtung) sunulur; Bkz: [ Minateri ]; 2. am.er.oğh : (uz).er. ng : otu * uz yerinde o kuz oğhuz erin amrakını (seviyor # sevmiyor) yaprakına merak yapar, o güzel kıt kuzu kel kız er otu (anthemis chia) > gr. margarita, margarita ~ eur. marguerita; özel ad. Margarita ~ Margaret / Margo; Bkz: ür.ük; Gök*köG : ür.ük.ot; ob.ot+an : (ür).ük; uç.am; ök.ül : öt.ür.ük-kü
92 |