can.(am).sz.(y(ay).at).er * cansız, canımsız; sevisiz & duyusuz, yay & ok atmasız yatma yeri; cansız erin atlarıyla birlik atılıp yattığı camsız yer; yatır; uyg. tr. mszr, mezar ül. igi (ülkesi) Masr (Mısır); Bkz: am.ıs-sı.sz.(y(ay).or > ar. mezar; gr. tumbos > lat. tumba > fr. tombe(au) /+r > eng. tomb # womb < wamb ~ vamp /+ire; tr. “mezar(ın)da dönüp durmak” > eng. to turn in (one’s) grave; to (s)tumble in(to) a fun+(y)er.al, a place to have fun / funnel for can.(am).sz.er > a corpse; ger. grab-(stätte); Bkz: sz.kıl.et+on

cennet & cehennem * Bkz. G(ök).uç.am.okh.ng+öte & (kö)G. iç.er.at.ng+öme

ç > t / s * Gök*köG : et.ür.ük : öt.ür.ük.iç-çe’sinde Orta Asya’dan güneye inildikçe çigin ~ tigin, çengiz ~ tengiz; çin ~ tin / sin örneklerinde olduğu üzere, t ünsüzüne dönüşen ç ünsüzünün, bu değişimin im niteliğinden kaynaklandığını ele verecek bir biçimde, Batı dillerindeki üp/f.üng : öt.ük (sescil, phonetic) ortamda da, ç = tch ünsüzünden t / s ünsüzü & imi oluşu, kök im’lerin günümüze eren evrimi bakımından çok önemli, am : ma hint-avrupa & altay gibi ilişkisiz sayılan iki dil öbeği arasındaki bağlantılar konusunda bugüne dek hiç el içine alınıp, biraz olsun incelenmemiş bir dil koşutluğu olayıdır. Aşağıda bir.ik-ki.üç (birkaç) sözcük ilen @ üç.ik-ki.bir (küçük bir) örnek veriyoruz:

al : el.iç-çe

  NGM

1. al : el.iç-çe * a. el içine alınacak ölçüde, eliçi kadar nesne; biraz, bir az+çük ~ birazcık; ünsüz ç > t dönüşümü yile > eng. a little; bir avuç nesne < “bir adhut / avut neng –Kaşgârlı Mahmut, DLT (1072), I, 50-6 & 83-4”b. bu ünsüz dönüşümüne doğrudan bağlı olmamakla beraber fonetik dışı & görsel yanlı çözümleme yöntemine uygun bir biçimde yukarıdaki damgalardan evrimleşmiş görünen eş anlamlı bazı sözcükler > gr. oligon; fr. un peu; ger. ein wenig; Bkz: el.nda / il.nda; bir.ik-k.üç

2. alt * 1. aşağı, aşağıda olan; üst yanın zıttı,“köprü altı; alt geçit; alt kat”; bu durumun değişmesi “alt üst olmak / etmek”; tr. alt-üst @ t im-mi’nin düşmesi yile lat. alt+us, yüksek; eur. altimeter, yükseklikölçer; altitude, yükseklik; Alt+ay (Tengri ~ Tien-şan) dağ kütlesi” ; 2. türkçe “aşağı / aşağı olan” belirteni alt+ok ~ altak yerine t ~ ç dönüşümüyle > alçak (tavan; kişi; eylem vb.); Bkz: u(--)p @ d(ow)n

3. am.aç * gök / yer / su / can’lar için am (ort+am) & y(ay).er (yer & er) aç(mak); ür.et.am için tarla edinmek & işlemek, “kadınlar sizin tarlanızdır; tarlanıza dilediğiniz biçimde varın –Kur’an 2 : 223 your women are a tilth for you (to cultivate) so go to your tilth as ye will –TGK. (The Cow) II : 223”; am.aç ~ am.at > eng. aim (to match); (am) : y(ay) : er.aç * gök / yer / su / can’lar için am (ort+am) & y(ay).er (yer & er) aç(mak) eylemi için kullanılan aracı yöntem / nesne ~ araç > eng. means / appareil (to reach); to break ground / to claim land; ar. medâr, vâsıta, vech; Bkz: id.am.at

4. am.er ~ am.or : uç-çu * 1. gök / yer / su / canların ana ışık & aşk & şık olup uçuşu; mermerin mor ötesi dalga boyundaki niteliği > lat. Mārs, Mārt-, Mars > lat. mārtius (mēnsis), month of Mars > anglo-norman ~ mid. eng. march / mars / martian; 2. gök / yer / su / canların ana ışık & aşk & şık olup uçuşunun son uçu; mermerin mor ötesi dalga boyundaki niteliğinin uç yeri; mortu+ary, a place, especially a funeral home, where dead bodies are kept before burial or cremation. [Middle English mortuarie, gift to a parish priest from the estate of the deceased, funeral service, from Anglo-Norman, from Latin mortu³rium, receptacle for dead things, neuter of mortu³rius, of the dead, from mortuus, dead, past participle of morº, to die; Bkz: ap.or.uç-çu ; mars

5. ambulunçu * can bulunçu > lat. ambulant- ~ ambulãns; Bkz: am.ob.ol : nçu

6. am.[(oğh).uz] : ob.ol.uç-çu * oğhuz omuzu poleç bol uçu, omuz kabartan bol uçlu / piliçli buluş > fr. épaulette (épaule belle avec poulet); lat. spat+ula, kürek kemiği’nden geldiği (!) sanılır; eng. epaulet / +te, raised shoulders with chicken {feathers}, used as an ornament on military uniforms (AHD).

7. ap.nç : y(ay).eri * penç yeri kavramından tr. pençe > fars. penç, beş; ç ~ t dönüşümü yile gr. pente, beş; pentagon, pentagram; pentateukhos, Eski Ahit’teki ilk beş tomar (bitik); Bkz: ap.ış.ng : y(ay).eri

8. ap.ol.iç-çi ~ poleç / puleç * güncel tr. piliç > fr. poulet; eng. chick+en, young woman; ger. huhn, junges madchen.

9. ap.or.uç-çu ~ porçu * parça, parça+la / +lı > pers. pâre; lat. ~ eur. pars ~ part+is / particula; party / partial; parc / parcelle > güncel tr. parsel; tr. parsa, toplama para, bahşiş; Eğer bu millet, bu memleket parçalanacak olursa (…) böyle bir zamanda parti manevrası yapmak doğru mu? Memleket olmazsa parti kaç para eder.
Mustafa Kemal Paşa’nın 24 Ekim 1919 günü, Tasvir-i Efkâr gazetesi muhabiri Ruşen Eşref’le Amasya’da yaptığı mülakattan alınmıştır. (Atatürk’ün Bütün Eserleri, C. 4, 4. Baskı, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2005, s. 373-376)
;ayrıca ap im-mi’nin özgün kök im-mi olan am im-mi değişmeden, ç ~ s dönüşümü yile, tr. am.or.uç-(çu) > fr. morceau(x), parça marça, ne varsa hepsini topla –DT; eb.öl.ük : ep.ör.üç.ük ~ bölük (üç parçaya) pörçük; ebe ölmüş, ev bölünmüş & küçük parçalara dağılmış > masr. Osiris & İsis söylencesi.

10. avut ~ avuç * günümüze dek çok sık kullanılan türkçe bir sözcüğün bin yıldan bu yana geçirdiği d ~  v & t ~ ç dönüşümlerini gösteren ilginç bir örnek: adhut / avut > avuç, “bir adhut / avut neng –Kaşgârlı Mahmut, DLT (1072), I, 50-6 & 83-4”; “ona buna avut atma...–DT”; Bkz: el.nda / il.nda

11. biçik ~ bitik * Altay türkçesinde hem “kes”, hem de “yaz” anlamına gelen biç sözcüğünden oluşan biçik, (yazıt / kitap) ç > t dönüşümüyle bitik (yazıt / kitap / mektup) biçimine girmesi. Bkz: am.okh : at.ob    

12. çabuk * m ~ b dönüşümü yilen uç.am.okh (uçmak) ~ uç.ob.okh (çabuk)’tan ç > t / s sonucu > fars. sebük,  yeğni, hafif; kıvrak, çevik; çabuk; “abuk sabuk konuşmayla vakit ve nakit savurdu; uçmak (cennet) uçağı çağı’nı (20. yüzyılı) kaçırdık –DT; Bkz: am.okh; uç.am.okh; çağ  

13. çağh ~ çağ * sınırlı zaman / zaman dilimi; çag > old ger. tag ~ old eng. dæg ~ day (gün); ayrıca eng. age (çağ / yaş).   

14. çay ~ thai / tay > eur. thé, tee, tea; çay.il.nda ~ tay.il.nda > Thailand; Bkz: iç.oğh-ğhu

çengli

15. çengli * çigin ~ tigin, çengiz ~ tengiz; çin ~ tin / sin örneklerinde olduğu üzere, t ünsüzüne dönüşen ç ünsüzü yanısıra r ~ l dönüşümünü de içeren yapısıyla Hun dilindeki “tengri” karşılığı sözcük (Tekin, Talât, Hunların Dili, Doruk Yayınları, Ankara 1993, s. 10); tr. tengri; gök, ışım evi > sema / semavî; yaratan güç; üzerine yemin edilen kutsal kavram; heb. eloh ~ ar. ilah / Allah.

16. çin : eb.il.iğh-ğhi ~ sinbiligi > sinology * çin dili, yazını ya da uygarlığı üzerine yapılan araştırmaları kapsayan bilim dalı; sinoloji; eng. sinology, sinologist; Bkz. eb.il.ige

17. gin.er ~ cin.er ~ çı(n).er * eylem köküyle “bilgin, gezgin”; “azgın, durgun ~ dalgın” gibi iyelik & durum belirten +gin / cin / can sonekinin adlardan uğraş & nitelik için kullanılan türevi; günümüzde daralan biçimiyle +çı : er soneki > -tar / -dar olmuştur, tr. bayrakçı(n).er / silâhçı(n).er / defterci(n).er > fars & osm. bayraktar / silâhtar / defterdar, ttr., ttr... ; “öbür “hint-avrupa” ya da yeni kotarılan terimiyle “hitit-avrupa (?)” dilleri gibi, bu ç > t ~ d dönüşümünün, Türkçe’den daha varsıl olduğu sanılan Fars dilinin de temel yapısını etkilediği anlaşılıyor –DT”; Bkz: Hint-Avrupacılık İdeolojisinin Çöküşü  

18. (Gök*köG : y(ay).okh-khu) : üç : oğh.(uz.(am).er).ng * güç+am & güç+er > germanic gudam, god ~ a. GOD, from old english god, god; b. GIDDY, from old eng. gydig, gidig, possessed, insane, from germanic gud-igaz, possessed by a god; c. GöTT-ER-D-äMM-ER-UNG, from old high german gott, god << tr. göç. er / güç.er : id.(al.(ma : am).la) : (y(ay).er.ng : ür.üng, günümüz dilinde kabaca “göçer gök tengrilerin kut alacak / kutlu olacak yaratısı dişi & erin yay olma yerindeki ürüngü & rengi & sesi” > eng.“twilight of the gods”, clearly a mistranslation of universal creation due to judeo-christian prejudices –DT; Bkz: al.(ma : am).la

19. iç.nta : ok * çantok ~ çantak, üzerine çintuk ~ çentik atılan okların, im yazılı am.okh : at.ob’ların içine konduğu çanta; ç ~ s & t ~ d dönüşümüyle santa / santuk > ar. sanduk, 1. sandık, tahta kutu; 2. vezne / banka; ar. sanduk+a, 1. mezar üstüne konulan mermer ya da tahta sandık; 2. küçük sandık; t ~ d dönüşümü & nta im-mi’nin düşmesiyle çatok / çatuk > tr. sadak, içine okları koymaya yarayan kılıf, okluk > ar. sadak+a & sadâk+at bu sözcükler kişinin ok’undan (özünden) çıkarıp dağıttığı ok’ları (duyguları / davranıları) anlatmak için kullanılmış olmalıdır; Bkz: y(ay).okh

20. iç.oğh-ğhu : am.y(ay).ap.or.okh * 1. amay ana’nın ay’dan yer’e getirip, doğaya yaydığı gök ob.(oğh).ot+an. ök (botanique / bitki) bağ otlarının yapraklarından yapılan içguğ ~ içku / içki; am im-mi’nin düşmesiyle içuğ+ay ~ çay > eur. tea, tee, thé; çay.il.nda > çayland ~ tay+land > Thailand; 2. am.y(ay) imlerinin tr. m ~ b & y(ay) ~ oğh dönüşümü uyarınca ob.oğh damgalarına dönüşmesi sonucu iç.oğh-ğhu : ob.oğh ~ içuğ : obağ / obuğ * oba’nın bağ içkisi; ç > s dönüşümüyle iskuğ : obuğ > eur. whiskey. [Whiskey is a shortened form of usquebaugh, meaning “whiskey.” English borrowed usquebaugh from Irish Gaelic uisce beatha and Scottish Gaelic uisge beatha, a compound whose members descend from Old Irish uisce, “water,” and bethad, “of life,” and mean literally “water of life” –AHD]; ob.oğh : okh.y(ay).at * ok ıla yay’ın / er ile dişi’nin / okuma yıla yazı’nın bağlanıp hayatı oluşturması & yaşam içkisi > ar. ab-ı hayat; 3. ob.oğh : okh.uz > gr. muthos bacchos / dionusos ~ lat. bacchus / dionysus, the god of wine and of an orgiastic religion celebrating the power and fertility of nature; ob.oğh.iç.(y(ay)).eri * tr. bebek dilinde “su & su içmek” anlamında bu(ğ) > lat. bibere ~ eng. imbibe; bib / bibber; bib+er+on; fr. boire; buvable, buverie ~ buvette; Bkz: Gök*köG : ob.(oğh.uç) : oğh. (uz)+an

21. is.er : üç.okh / us.er : uç.oğh * üç.okh : is.er / uç : oğh.us.er ’den imlerin 3-4 : 1-2 dolanması & ünsüz ç ~ t yanısıra r ~ l dönüşümü sonucu, tr. seük ~ seik ~ seltik > eur. celt+ique / celt+ic, ttr., ttr... gibi eb.er : ob.oğh.a(m) : el.nda (in the land of europe) yerleşik ulus, boy, oymak, kol & ok’ların her biri > masr. hekakasut; gr. hyksos; Bkz: [ Gotlar & Keltler ]; ayrıca selçük (selçuk) & seltik (celtique) adlarındaki dönüşüm benzeri Saltuklular > Erzurum ve çevresinde kurulmuş bir Türk beyliği & Saltuknâme > Türk dervişi Sarı Saltuk ile ilgili ödkuğlar ~ öyküler söz konusu bu üngsüz ç ~ t /s dönüşümünün ne kerte yaygın olduğunu gösterir; Bkz: gök : (is.okh.at.am.er).oğh. uz+an; gök.oğh.uz

22. iz kor göç * escargot & cargo; Bkz: iz.okh.or : göç.(er.{eb.çük})

23. kalaç ~ galaç * Uygurca Oğuz Destanı’na göre Oğuz Han’ın erlerinden birine verdiği komut ve bu adı kazanan erden türeyen “Kalaç” Türk boyları (Ögel, Bahaeddin, Türk Mitolojisi c. I, TTK, 1989, s.123); tr.“kal ap kal’a aç”; eng.“stay {here} and open up a castle!”; bu boyların kullandığı kol ölçüsü (kulaç) & kılıç; Galaç > Galatea, grek muthos. Pygmalion’un yonttuktan sonra aşık olup yalvarması üzerine, Aphrodite tarafından can verilen güleç genç kız; Galatian; Galata, (İstanbul); it. & fr. gala, first night opening / a festive occasion, especially a lavish social event or entertainment; old fr. gale, rejoicing, from galer, to make merry; ar. galat, yanılma, yanlış; kalaç : y(ay).er * osm. Galiçya, Romanya eyaleti.

24. ob.oğh.ol.uç ~ boluç * sub ~ suw / sıvı & su obuğunun uğurlu buğur / buhar olup uçmasını betimleyen us-su : ob. oğh.(or / ol).uç tamlamasındaki oğh-ğhu.iç-çe’lerin daralması sonucu oluşan  ob.oğh.ol.uç ~ boluç adılından ç > t dönüşümü uyarınca güncel tr. bulut; bu imlerin b > c & t > d biçiminde aktarımıyla > old eng. clûd ~ eng. cloud.   

25. ob.[ot.(uz).oğh.(am)] : iç.(y(ay).er ~ but : biç(y)er * 1. ulu uzam’ın otuz oğuz amay ana yayında (ufuk’unda / buruç’unda) bağı bozup / boğayı & buzağıyı boğaz.sz.layıp ~ boğazlayıp / boğup, buz’un ~ but’un biçer; buğusun uzama yayar; buğun (suyun) içer er / yer;“ Dirse Han oğlı Buğaç Han Boyı Ergin, Muharrem, Dede Korkut Kitabı I; TDK, Ankara 1989”; masr. kutsal apis (mentu) & mitras inancında taurus / torus ~ toros boğa(sı)nın kesim töreni > hung. mészár-os ~ messer; kes.(im) : ap.is > gr.casaphV, kasa’pis ~ osm. kasap; ar. cezzar; old fr. bouchier ~ fr. boucher /+ie (buşer+i oku.) > mid. eng. bucher /+y ~ butcher (buçır+i oku.); Bkz: ap.akh.et; 2. ob.oğh.aç / uç : y(ay).er * o ulu aklın ağa (göğe) açılıp / kutsal boğanın boğ(uz)landığı (bağlanıp boğazlanıp, boğulduğu) yer; Boğaç yeri > gr. Boetia; ayrıca tr. ot.ob.oğh.aç : ül.iğh-ğhi  ~ ot.boğaç ili * ateş boğa, top ağaç & açık topuk ülkesi; imlerin yanlış okunmasıyla tabgaç (şimdiki Çin) > gr. achilleios (achilleas & Achilles); Bkz: [ Sky*rooT Asia ]

26. oğh.uç.at * (gök) çatlatan ulu üç koç atın kuşatmadan kaçtığı yer; id.am.er.cin : oğh.us (demirci(n) oğhuz > gr. demiurgos)’un yer topu demir dağ’da açtığı geçit; obuğa / abağa oturan ot.or.khan’lı bağatur boğa tarkan oğhuz han(ım)’ın oğhuzer güzel, kuz kuzu, kıt kız’larına üçe bölünmüş bir altın yay <ıl(&)an> üç gümüş (boz) ok! vererek buyurduğu oğh.uz : am.okh : öğh.öt.üng.ü (kozmik enerji eylemi için Gök*köG Ana Öğütü ) > old norse. gata; old eng. geat ~ gate, a path, an opening for entrance or exit, passage-way, mountain pass; Bkz: [ attalos ]

okh.or.ob.uç

27. okh.or : ob.uç * o kara ökörleri / kocabaş sürüleri gütmek için kullanılan, genellikle ince sırımdan kesilip örülmüş, düğümlü, top uçlu / ucu topaçlı meşin kırbaç > eng. whip / kurbash; b ~ v & ç > t dönünüşümü yilen > sp. corbata; it. cravatta ~ fr. cravate < cravache (kırbaç); ger. krawatte; eng. cravat / necktie, bow tie, boyun bağı; kırsal alanda halk arasında “boyunbağı” için boyunduruk benzeri “medeniyet yuları” denmesi de, zaman içinde göynek giyimini süsleme ögesine (kravat’a) dönüşmüş olan bu ürkünç nesnenin (kırbaç’ın), üzerinde uygulandığı bakar ökör sürülerin & yığınların bilinç altında yer etmiş olan özgün işlevinin (evcilleştirme yönteminin) dışa vurumu olmalıdır –DT;“Nedir bu yaptığınız ey Skythler? Kendi kölelerimizle dövüşüyoruz. Bizi öldürüyorlar, gittikçe azalıyoruz; biz de onları öldürüyoruz, yarın işlerimizi gördürmek için elimizde köle kalmayacak. Bence oku ve mızrağı bırakalım. Kırbaçlarımızı alalım ve öyle yürüyelim üstlerine. Bizi elde silah gördükçe, kendilerini bizimle bir tutuyorlar… Ama bizim elimizde silah değil, kırbaç görünce kölelerimiz olduklarını anlayacaklar, bunu anlayınca da bize karşı duramayacaklar. –Herodotos, Tarih, çev. Müntekim Ökmen, Türkiye İş Bankası Kültür Yay., XIII basım, İstanbul 2017; s. 294”; “Her şey, bu okula manastır disiplininin üstünlüklerini sağlamak üzere hesaplanmıştı ... Klasik meşin kırbaç korkunç görevini onurlu bir biçimde sürdürüyordu –Balzac, Honoré de, Louis Lambert, İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul 2011, s. 12”;  Bkz: y(ay).okh. (a(m))

28. or.okh-khu.ng : (okh-khu).or / ol.uç * or (altın) okun / orakın (ucuyla yayılan / yazılan) Orkhun yazısını okur oluş; kuluç (üstü örtülü, kilitli & kuluç+ka) konuları okumak > lat. occulere (üstünü örtmek) ~ occultus (gizli / örtülmüş) ~ eur. occult; occult, i. of, relating to, or dealing with supernatural influences, agencies, or phenomena; ii. beyond the realm of human comprehension; inscrutable; iii. available only to the initiate; secret: occult lore; iv. Hidden from view; concealed. v.a. Medicine. Detectable only by microscopic examination or chemical analysis, as a minute blood sample. v.b. Not accompanied by readily detectable signs or symptoms: occult carcinoma –AHD, 1999.

 ot.(ng) : y(ay).okh

29. ot.(ng) : y(ay).okh * odundan yapılan yay & ok ıla, bunları sürterek otları, çalıları yakıp yok etmek; bu işlemin yapıldığı yer, ot.yak > t ~ ç ~ c dönüşümü yilen oçak ~ ocak; damgaların tersten okunuşu sonucu > eng. hearth, stone fireplace (ocak, yurt / yuva yüreği); Bkz: ış.(am : ma).ini; ot.ış : üp/f.ür.üng

30. ses : üp/f.ür.(ol).uç * ses oluk (soluk) vererek ses üfleme / soluk üfürme sonucu süpürme eylemi oluşu; bir yerdeki toz ve kırıntıları üfürüş / süpürüş; üngsüzlerin yumuşamasıyla s.ü(ğ).üp+ür > eng. sweep / +er (to clear with a broom / brush); ger. bürsten, süpürmek; ğhu son ekiyle süpürüş için il.et : el.at (el iletisi el atı > ar. âlet; at.el ~ atal @ eng. tool, etymology uncertain) s.üp/f.ür.ğhu ~ süpürge; süpürüş eylem kökünden özüm öz tr. adıl üp/f.ür.uç (üfürücü & süpürücü uç) ~ furç ~ fırç+a > ar. ferç (fırça gibi kıllı am; fırçalamak; fırça atmak, azarlamak); f.ür.uç ~ faraç > ar. farraş / faraş, süpürme küreği; ne y(ay).sz.okh kim, türkçe sözlüklerde bile fırça sözcüğünün yunanca “bourtsa” sözünden geldiği sanılmaktadır; oysa oğh.us (has) Gök*köG : et.ür.ük : öt.ür.ük.iç-çe olan sözcüğümüz, b ~ p ~ v ~ f yanı sıra ç > t / s dönüşümüyle çok sonraları gök : eren (griechen / greek) & öbür eb.er : ob.oğh.a (aeropea ~ europea & iberia) dillerine girmiştir > gr. bourtsa, bourtsa;  fr. brosse; eng. brusshe ~ brush; Bkz: üp/f.üng : öt.ük; üp/f.[ür].ol. uç 

31. tegre * bir yerin yuvarlaklığı, değirmi biçimli nesne; 1. t ~ ç  & g ~ ğ ~ v dönüşümü yile çeğre ~ çevre, etraf, “kudhuğ tegresi” güncel dilimizde “kuyunun çevresi, kuyu halkası”; 2. t ~ d dönüşümü ile tr. değre > ar. daire; devre, devrî, devran (Arapça’dan dilimize geçmiş sanılan özüm öz Türkçe kökenli sözcükler) Kaşgârlı Mahmut, DLT (1072), I, 310-6; II, 13-11; III, 285-1 et al.    

32. uç.ob.al.(okh) ~ çabala, çapala / ucu balık oklu (bağlıklı) oval çuval; ç > t / s yanı sıra b ~ v > ua ~ oi dönüşümleriyle > fr. toile, bez / muşamba; eng. toil, çabalamak.

33. uç.oğh.us * üç uç oğhuz boylarından oklu / üç oklu (uçaklı / üç çocuklu) oymaklar; “Selçuklu sultanları, göğüslerinde bir yay ve üç okla dolaşırdı. Bu üç ok, onlara, ataları Hunlardan kalan simgeydi –Yüksek, Özcan, Hakikatçi, Doğan Kitap, İst. 2008, s. 202”; uç.oğh.y(ay) ~ üç.ok.y(ay) * tr. çogay; uzağa göçüp konan üç uç sınır ulusu uç.oğh.us @ us.oğh.uç * uzağa kaç / göç {konan} koç’lar boyu; sokut ~ sog(u)d > Sogd > eng. Scotch / Scott ~ Scottish; us.oğh.uç : il.nda > in the land of Scots / in Scotch+land ~ in Scotland; Bkz: is.er : üç.oğh ; is.okh.at; [ Türk’ün Simgesi ]; gök.oğh.uz

34. uç.ot.oğh * o otlu / sıcak otağ / oda, tuğ (bayrak) / dağ ucu; çatak / çatık uç; çatı > fr. toit, toiture; it. tetto; t ~ d dönüşümüyle od.oğh > ger. dach, dachboden; uç.ot.(oğh).or * çukurda çatılan otağ, uğurlu çatı > fars. çator ~ çadır; çator’umun tepesine şıp dedi damladı –Halk Türküsü”; gerisine (retro @ örter) ok-koyma (okuma) yıla oğh.or : ot.uç ~ uğur(lu) taç & ç @ t imlerinin fi ~ f im-mi’ne dönüşümü yile > old eng. hruf ~ eng. roof, çatı.

35. üç.ay.or.uç ~ ayraç * üç ayrı uç ~ üç ayraç (sayı) @ uç.or.ay.[üç] ~ çoray > hint. tryas; gr. treis, tria; lat. tres; pol. trzy; eur. tria, tre / tres ~ trois; three (& tree); drei, etc., etc.; batı abece’lerinde arabça yolu yıla hintçeden geldiği (!) ileri sürülen 3 im-mi’nin özgün or.okh-khu.ng Gök*köG : ingi (orkhun gök kökeni); bu özgün saptamadan sonra, bizim güncel yazım kılavuzlarında “tümce içindeki açıklamaların başına ve sonuna” konan imleri (ayra) ve [köşeli ayraç] diye tanımlamak yerine, (yayaç) ve [kıraç] öt.er.im’leri yilen adlandırmak daha uygun olur kanısındayım –DT; Bkz: üç.ay.or.uç 

36. üp/f.[ür].ol.uç ~ üfluç / üfleç * o omuza alıp ucuna üfleyerek çalınan am.uz.oğh : il.öt / al.at (mızık / müzik ileti aleti; a wind instrument made of an animal horn; ger. alpenhorn); üfluç ~ (ü)flut ~ flüt > eng. flute; western etymology is confused; mid. eng. floute < old fr. flaute & mid. dutch flute < old fr. & old provençal, perhaps a blend of flaujol, flageolet < vulgar lat. flābeolum; possibly alteration of lat. flābellum, diminutive of flābrum, gust of wind, from flāre, to blow (AHD) << tr. {o} üfler, üflemek eylem kökünden; Bir sözün gerçek öt.im : eb.il.iğh-ğhi (etimoloji) kökeni örtbas edilmeye kalkışıldığında, “belki / olaki / herhalde” sözleriyle yapılan zorlama açıklamalar işte böyle sarpa sarar; Atena yemek pişirme, dokuma, eğirme gibi kadın sanatlarının öğreticisiydi. Ayrıca flüt’ün de mucidiydi –Mascetti, M. D., İçimizdeki Tanrıça (çev. Belkıs Çorakçı), D.K., İst. 2000, s. 77”; “Sumerlilerde çalınan çift flüt Türklerde de var. Türkmenler bunun Adem’e can verdiğini söylüyorlar. Bu flüt, göğe doğru kaldırılarak çalınıyor. Düdüklerinden biriyle tanrıdan istekte bulunuyor çalan, diğeri de tanrının ona yanıtı olarak kabul ediliyor Çığ, Muazzez İlmiye, Sumerliler Türklerin Bir Koludur, Kaynak Yayınları, İstanbul 2013, s. 79”; Bkz: üp/f.üng : öt.ük; ot.ış : üp/f.ür.üng

37. > th * öznel & nesnel niteliksel ya da sayısal sıralama belirten son ek; tr. id.oğh.uz.(er).nç ~ iduk / kut dokuz oğuz erin iduk / kut erinç’i / kazanç’ı; hınç’ı / direnç’i; tokuzunç’u / törtünç’ü; otuzunç’u > eng. ninth, fourth, thirtieth, etc., etc...

çakmakcin

çakmakcin : çıra(ğ)sı * ış.am+an (şaman) çakmakçı canın / cinin hiç sönmeyen, sönerse büyülü çakım taşlarını çaktığı zaman hemen yanan; kutsal ateşini canlı tutan & otağını ışıtan (şeytanca aydınlatan) / ısıtan alevli çıra(ğ)sı > gr. lamptiras, lamptiras > eur. lamp+e ~ ampoule; tr. lamba ~ ampul; “yanıyor mu yeşil köşkün lampası?”; Bkz: ış.oğh : am.okh; id.oğh / id.okh

çeri * kökeni nedense farsça sanılan özüm öz öt.ür.ük.iç-çe : is.öz. çük (Türkçe sözcük); Bkz: uç. eri

çilingir * konusu tarih öncesinden beri, bir yandan davul gümleterek, bir yandan da sanrı verici ot şuruplarıyla ya da at sütüyle kafa tütsüleyen ış.am+an atalarımızın akşamdaan akşama geliştirmekte oldukları içki sofrası kültürünü anlatmak olmasına karşın, kökeni her nedense farsça (?) sanılan özüm öz öt.ür.ük.iç-çe : is.öz. çük (Türkçe sözcük); Bkz: çilingir sofrası; iç.oğh-ğhu

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

39