k(ö/ü)l : tigin

altın kaknus

kaknus ~ gök*kuş

 

 

 

(kuknus) = Hind’e mahsus güzel sesli ve tüyü nakışlı (anka gibi adı olup kendi bulunmıyan) bir kuştur ki gagasında 360 delik olup dağ tepesinde rüzgâra karşı oturur ve gagasından garip sesler çıkarır, hattâ her delikten bir türlü makam terennüm edermiş! Bu vesile ile etrafa birçok kuşlar toplanır, onlardan bir kısmını tutup yermiş. Güya bin sene yaşarmış ve ömrünün sonunda bir yere birçok odun yığarak üstüne çıkıp ötmeye başlar ve kendi sesinden mest olup kanadlarını şiddetle birbirine vurmasından peyda olan ateşle hem odunlar hem kendi yanarmış, külleri üstüne yağan yağmurdan orada bir yumurta peyda olur, o yumurtadan kuknus yavrusu çıkarmış; çifti olmadığından yavrulaması bu suretle imiş, musiki bunun sesinden istihraç edilmiş. Kuknus, kaknus da derler. He imi, bu efsaneye Letifinin şu şiirleriyle istişhad ediyor: Aşk ateşi üzerinde kuknus gibi kendimi nale ve efgan ile yaktım. (Letifi)

     

Farsça-Türkçe Lûgat, c. III, Yazan: Ziya Şükûn, İstanbul 1996.


 

kaknus, kaknûs (fars.) * (Yunancadan). Kuğu kuşu, (Esatirde olmak üzere Bürhan-ı Katı'da tafsil olunduğuna göre bu kuş elvân-ı hutût ve nukûş ile münakkaş ve müzeyyen olup burnunda üç yüz altmış deliği varmış. Yüksek dağ başlarında rüzgâra karşı oturup deliklere rüzgâr dokununca gûn-â-gûn âvâz  zuhur edermiş. Bin sene muammer olup, bin sene tamam olunca odun yığar ve kanatlarını birbirine çarpıp ondan hâsıl olan ateş odunu yakmakla kendisi de yanarmış. Hükemâ musikiyi bu kuşun âvâzından almış imiş.

   

Mükemmel Osmanlı Lügati (1901), Ali Nazîmâ - Faik Reşad, Türk Dil Kurumu, Ankara 2005.


    

DT Not:

Bu kaknus / kuknûs Hind’e özgü bir kuş olup imiş, Adı da Yunancadan Farsçaya geçmiş imiş... Mükemmel Osmanlıca, mükemmel hükemâ!..

Öyle gelir imiş, böyle gider imiş.


Bkz: kerkes kuşu; Buda demiştir ki...; Bir Belge